Uyku Yoksunluğu: Psikolojik Sonuçlar ve Çözüm Önerileri
Uyku Yoksunluğu: Psikolojik Sonuçlar ve Çözüm Önerileri Psikolojide Abraham Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi olarak ortaya...
Psikolog ve psikoterapist Tuğçe Esra Özbey 2017 yılında Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden onur derecesiyle mezun oldu. Lisansüstü eğitimine Bursa Uludağ Üniversitesi’nde deneysel psikoloji yüksek lisansı ile başladı. Tez çalışmasını ‘’Yeme Bozukluklarıyla İlgili Cinsiyet-içi Rekabet Hipotezi’’ üzerine gerçekleştirdi ve Bahçeşehir Üniversitesi’nde Aile Danışmanlığı alanında ikinci yüksek lisans eğitimine başladı. Yurtiçinden ve yurtdışından psikolojiyle ilgili eğitimlere katılıp sertifikalar almaya hak kazandı. John Hopkins Üniversitesi’nden Psikolojik İlkyardım, Türk Psikologlar Derneğinden Minesota Kişilik Değerlendirme Eğitimi, Wesleyan Üniversitesi’nden Şizofreni, Yale Üniversitesi’nden Çocuklarda Davranış Şekillendirme Programı (ABCs of Parenting), Chicago Üniversitesi’nden Günlük Hayatın Nörobiyolojisi gibi eğitimler bunlardan bazılarıdır. Aile Danışmanlığı alanındaki tezini aile içindeki partner şiddetinin bireylerin yaşam doyumu üzerine etkisi üzerine gerçekleştirmektedir.
Ruh sağlığınızı desteklemek ve yaşam kalitenizi artırmak için kapsamlı psikoterapi ve tedavi hizmetleri sunuyoruz. Amacımız, bireylerin duygusal ve psikolojik zorluklarla başa çıkmalarına yardımcı olmaktır.
Gerçek psikolojik anlamda neyin travma oluşturduğunu bilmek her zaman kolay değildir, ancak tipik olarak sizin veya sevdiğiniz birinin hayatını tehdit eden yaşam akışını bozucu, ani, beklenmedik bir olay olarak tanımlanabilir. Korkunç bir deprem, araba kazası, savaş, boşanma ya da cinsel saldırı travmaya örnek olarak verilebilir.Travmatik bir olay yaşayan herkesin terapiye ihtiyacı olmaz, ancak bazı insanlar için travmatik bir olay onların yaşamını olumsuz biçimde değiştirebilir. Bazı insanlar depresyon, anksiyete veya travma sonrası stres sendromu yaşamaya devam edebilir.Travmatik bir olaydan hemen sonra sıkıntı, uyku sorunu ve ruh hali değişiklikleri yaşamak normal kabul edilse de, bu belirtiler bir aydan uzun sürerse travma sonrası stres sendrom...
Panik atak kişilerin oldukça zorlu ataklarla karşı karşıya kaldığı psikolojik temelli bir hastalıktır. En önemli özelliği, aniden ve hızla oluşan, sıklıkla tekrarlamayan, insana büyük sorunlar yaratan yoğun sıkıntı ya da korku nöbetlerine eşlik eden fiziksel belirtilerle karakterize anksiyete bozukluğudur. Hastaların “kriz” dediği bu nöbetlere biz PANİK ATAĞI diyoruz.Hemen herkes bazı zamanlarda endişe ve panik hissi yaşayabilir. Bu his endişeli, stresli ve tehlikeli durumlara karşı doğal bir tepki olarak verilebilir. Bununla beraber panik atağı olan kişide bu ataklar hem bir sebebe bağlı olarak, hem de genellikle belirgin bir neden olmaksızın ortaya çıkar. Panik atağı sırasında ortaya çıkan ruhsal ve fiziksel belirtiler nede...
EMDR terapi (Eye Movement Desensitization and Reprocessing) veya Türkçe adı ile “Göz Hareketleri İle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme Terapisi” bireylerin kötü, rahatsız edici yaşam deneyimlerinin sonucunda ortaya çıkmış olan rahatsızlıkların tedavisinde kullanılan psikoterapi yöntemidir.Kötü yaşanmışlıkların ardından ortaya çıkan duygusal sorunlar ve düşünsel ve davranışsal problemlerin iyileştirilmesinde etkili bir terapi yöntemi olan EMDR terapi, bireylerin gözleri sağa ve sola hareket ettirmesi sonucunda beynin iki yarımküresinin uyarılmasını temel almaktadır. Göz hareketleriyle iki yarımkürenin uyarılması sonucunda bireylerdeki rahatsızlık veren duygu, düşünce ve davranış şekilleri üzerine yoğunlaşmak mümkün olmak...
Depresyon, bireylerin ruhsal, bedensel ve zihinsel sağlıklarını olumsuz etkileyebilen yaygın bir psikolojik rahatsızlıktır. Bu terapi, depresyon belirtileri gösteren bireylere, duygusal iyileşme sağlamak ve yaşam kalitelerini artırmak amacıyla profesyonel destek sunmayı amaçlamaktadır.Hizmetin Amacı:Depresyonun temel sebeplerini anlamakDuygusal dengeyi sağlamakOlumsuz düşünceleri pozitif bir şekilde değiştirmekKendine güveni artırmakKişisel güçlenme ve iyileşme süreçlerini desteklemekHizmet Kapsamı:İlk Değerlendirme:Bireysel danışma seansıDepresyon seviyesi ve semptomlarının değerlendirilmesiBiyopsikososyal analiz (kendi hikayenizi, yaşam öykünüzü, geçmiş deneyimlerinizi anlamak)Kısa ve uzun vadeli hedeflerin belirlenmesiTerapi Yöntemleri:...
Kaygı bozuklukları, bireylerin aşırı endişe, korku ve gerginlik yaşadığı durumları ifade eder. Bu terapiler, kişilerin kaygı seviyelerini kontrol etmelerine, sağlıklı başa çıkma stratejileri geliştirmelerine ve günlük yaşamlarını daha rahat sürdürebilmelerine yardımcı olmayı amaçlar. Kaygı, bir dizi belirtiyle kendini gösterebilir ve kişinin genel yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilir. Psikoterapi, kaygının yönetilmesinde ve iyileşme sürecinde etkili bir yöntemdir.Hizmetin Amacı:Kaygı bozukluklarının kökenlerini anlamakKaygıyı yönetmeye yönelik etkin başa çıkma becerileri geliştirmekKaygıyı tetikleyen durumları tanımlayıp, bu durumlarla sağlıklı bir şekilde başa çıkmayı öğrenmekGünlük yaşamda kaygının olumsuz etkile...
Psikosomatik bozukluklar, psikolojik etmenlerin fiziksel hastalık belirtilerine yol açtığı durumları ifade eder. Kişinin psikolojik durumu (örneğin stres, kaygı, depresyon) vücutta fiziksel semptomlara yol açabilir. Bu terapiler, psikolojik kaynaklı fiziksel şikayetleri olan bireylere yönelik, bedensel ve ruhsal iyileşmeyi desteklemeyi amaçlamaktadır. Psikosomatik rahatsızlıklar, tedavi edilmediği takdirde kişinin yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilir, bu yüzden profesyonel destek önemlidir.Hizmetin Amacı:Psikosomatik bozuklukların kökenindeki psikolojik nedenleri anlamakBedensel semptomların psikolojik temellerini keşfetmekStres, kaygı ve diğer duygusal problemleri yönetmeye yönelik stratejiler geliştirmekFiziksel ve ruhsal iyileşme süreçlerin...
Ergenlik dönemi, bireyin kimlik ve bağımsızlık geliştirdiği, duygusal ve sosyal değişimlerin yoğun yaşandığı bir dönemdir. Bu süreç, bazı ergenler için zorlu ve karmaşık olabilir. Ergen terapisi, bu dönemdeki ruhsal ve duygusal zorluklarla başa çıkmalarına yardımcı olmayı hedefler. Ergen terapisi, özgüven, aile ilişkileri, sosyal uyum, kaygı, depresyon, kimlik arayışı ve diğer ergenlik sorunları gibi konularda destek sağlar.Hizmetin Amacı:Ergenin duygusal ve psikolojik gelişimini desteklemekAile ile sağlıklı iletişim ve ilişkiler kurmalarına yardımcı olmakKimlik gelişimini güçlendirmekSosyal beceriler ve stresle başa çıkma stratejileri geliştirmekKaygı, depresyon, öfke kontrolü, okul başarısızlığı ve diğer ergenlik sorunlar...
Ebeveynlik, çocuğun gelişim sürecinde kritik bir rol oynar. Ebeveynler, çocuklarının sağlıklı bir şekilde büyüyüp gelişebilmesi için önemli bir sorumluluğa sahiptir. Ancak her ebeveyn, çocuk yetiştirme konusunda zaman zaman zorluklar yaşayabilir. Ebeveyn danışmanlığı, ebeveynlerin çocuklarıyla daha sağlıklı ilişkiler kurabilmesi, etkili iletişim yöntemleri geliştirmesi ve ebeveynlik becerilerini güçlendirmesi amacıyla profesyonel rehberlik sağlar. Bu hizmet, ebeveynlerin çocuklarının duygusal, zihinsel ve sosyal gelişimlerine katkıda bulunmalarına yardımcı olur.Hizmetin Amacı:Ebeveynlerin çocuklarının gelişim süreçlerini anlamalarına yardımcı olmakÇocukla sağlıklı bir iletişim kurmayı desteklemekEbeveynlik becerilerini gelişti...
Aile terapisi, aile içindeki bireylerin ilişkilerini iyileştirmek, iletişim sorunlarını çözmek ve duygusal bağları güçlendirmek amacıyla sunulan profesyonel bir terapi hizmetidir. Bu süreçte, terapistler aile üyelerinin duygu, düşünce ve davranışlarını anlamalarına ve birbirleriyle daha sağlıklı bir şekilde bağ kurmalarına yardımcı olur.Aile terapisi, yalnızca mevcut sorunları çözmekle kalmaz, aynı zamanda gelecekte ortaya çıkabilecek olası çatışmaların önüne geçmek için aile bireylerine etkili problem çözme ve iletişim becerileri kazandırır....
Bireysel danışmanlık, bir bireyin bir psikoterapistle yaptığı, kişisel sorunları, duygusal zorlukları veya davranışsal problemleri ele almak amacıyla gerçekleştirilen bir psikolojik destek türüdür. Bu danışmanlık süreci, bireyin kendini daha iyi anlaması, sorunlarını tanıması ve bu sorunlarla başa çıkma becerilerini geliştirmesi için güvenli bir ortam sağlar.Bireysel danışmanlığın temel özelliklerinden biri, kişisel bir yaklaşıma sahip olmasıdır. Psikoterapist, bireyin özel ihtiyaçlarına göre süreci özelleştirir. Her bireyin deneyimleri ve sorunları farklıdır, bu nedenle danışmanlığın içeriği kişiye özgüdür. Ayrıca, bireysel danışmanlık gizlilik ilkelerine dayanır; danışman, seans sırasında paylaşılan bilgileri kor...
Çift ve evlilik danışmanlığı, romantik ilişkilerdeki sorunları çözmek ve iletişimi güçlendirmek amacıyla uygulanan bir psikolojik destek türüdür. Bu danışmanlık, çiftlerin ilişkilerini daha sağlıklı hale getirmek için profesyonel destek almasına olanak tanır.Çift ve evlilik danışmanlığının odak noktaları arasında şunlar bulunur:İletişim Problemleri: Çiftler arasındaki iletişim sorunları, yanlış anlamalar ve çatışmalar danışmanlığın önemli bir parçasıdır. Danışmanlar, etkili iletişim teknikleri öğretir.Çatışma Yönetimi: Eşlerin yaşadığı anlaşmazlıklar ve çatışmalar sağlıklı bir şekilde ele alınır. Danışmanlar, çatışma çözme becerilerini geliştirmeye yardımcı olur.Duygusal Bağ Kurma: Danışmanlıkt...
Psikoterapi; bu konuda gereken eğitimi almış bir klinik psikolog/psikiyatr ile "psikiyatrik hastalık/psikolojik temelli" sorunlarının çözümü için kendisine başvuran danışan, hasta, çift, aile ve gruplar arasında gerçekleşen "tedavi amaçlı işbirliği-iletişim" sürecidir. Psikoterapide "belirli bir teori ya da paradigmaya dayanan, planlanmış bir tedavi yaklaşımı" vardır ve psikoterapist bu yaklaşımın eğitimini almış bir uzmandır. Bu özelliğiyle psikoterapi; diğer "danışmanlık, destek, koçluk, kişisel gelişim vb." süreçlerden ayrılır.
Psikologların ilaç yazma yetkileri yoktur. Antidepresan, antianksiyete ve benzeri ilaçları hastaya önerme ve yazma yetkisi, tıp eğitiminin ardından psikiyatri dalında uzmanlaşmış psikiyatristlerdedir. Ancak, psikologlar gelen hastanın psikolojik durumunu değerlendirdikten sonra kişinin bir ilaç desteğine ihtiyaç duyup duymadığı konusunda bir ön görüyle, kişiyi psikiyatriste yönlendirebilir veya yönlendirmeyebilir. Birçok hastada psikiyatristin kontrolünde ilaç tedavisi ile psikolog ile psikoterapi süreci birlikte ilerlemektedir.
Psikoterapi ile psikolog ve hasta arasında profesyönel bir ilişki başlatılmış olur. Ancak, hasta, bazı durumlarda seans dışında da psikologla görüşmeye ihtiyaç duyabilir. Bu gibi bir durum için psikologla iletişim bilgilerini karşılıklı olarak paylaşıp irtibata geçmesinde bir sakınca yoktur. Ancak, belirli bir süreyi aşan telefon görüşmesi psikolog tarafından ücretlendirilebilir. İrtibat ve iletişim mail, mesaj veya telefon yoluyla tercih edilebilir.
• Antidepresanlar beyinde mutluluk, keyif alma, haz beklentisi gibi duygulara ilişkin network’lerdeki nörokimyasalların salınımlarını değiştirerek kişinin ruh halinde değişim yaratan ilaçlardır. Ancak antidepresanların bazı olumsuz yönleri vardır. Bunlardan birincisi kişinin ilacı kullandığında karşılaştığı yan etkilerdir. Kişiler uyku hali, kafa karışıklığı, iştahta artış veya azalma gibi pek çok yan etkiyle karşılaşabilirler. Diğer yandan, ilaçları bir aydan daha uzun bir süre kullanım durumunda, ilaçlar beyinde bir nevi ‘’alışkanlık’’ yaratmaktadır. Bundan dolayı, kişiler bir ayı aşkın ilaç kullanımının ardından ilacı bırakmaya karar verdiklerinde çoğu zaman yoksunluk etkileriyle karşılaşırlar. Yoksunluk etkileri, kişinin ilacı bırakma sürecinde beynin verdiği olumsuz tepkileri ve bunun beraberinde getirdiği bir takım psikolojik semptomları ifade eder. Bu semptomlar, ağlama nöbetleri, depresif ruh durumu, öfke patlaması vb. olabilmekle birlikte semptomların çeşitleri ve düzeyleri kişiden kişiye farklılık gösterebilmektedir. Halk arasında pek yaygın olarak bilinmemekle birlikte, psikoterapi de etkisini beyinde nörokimyasal salınımları değiştirerek göstermektedir. Yapılan birçok araştırma, psikoterapi sürecinde beyinde işlevsel ve yapısal (nöroanatomik) değişimler yarattığını ortaya koymuştur. Prof. Dr. Robert Sapolsky’e göre, beyindeki duygu ve özellikle kaygı duygusuyla ilişkili bir bölge olan limbik sistemin dil süreçleriyle olan ilişkisi, psikoterapinin ‘’konuşarak iyileştirme’’ rolünü göstermektedir. Bu nedenle, çoğu psikolojik rahatsızlık durumunda tedavi psikoterapi ile mümkündür. Antidepresanlar mümkün olduğu kadar ‘’son çare’’ olarak kullanılmalıdır. Ancak ileri düzey depresyon dediğimiz majör depresyon, bipolar bozukluk ve şizofreni gibi psikotik bozuklukların olduğu durumda psikoterapinin ilaç tedavisi ile birlikte yürütülmesi gerekmektedir.
Psikologların temel formasyonları duygusal ve bilişsel sistemlerin işleyişlerini anlamak, kişilik gelişiminde, psiko-sosyal gelişimde sağlıklı süreçleri anlamak ve psikopatolojik durumların bilgisi ve değerlendirmesi üzerinedir. Ancak psikologların çalışma alanı psikopatolojiler ve klinik psikolojiyle sınırlı olmayıp, endüstriyel psikoloji, bilişsel psikoloji, psikofizik, nöropsikoloji gibi çeşitli mesleki alanları içermektedir. Psikoterapi ve klinik psikolojiye yönelmiş psikologlar kendilerini bu alanda yetkinleştirerek hasta veya danışanlarına psikoterapi ile yardımcı olurlar. Psikoterapide takip edilebilecek birçok ekol bulunmaktadır. Bunlardan bilişsel terapi düşünce süreçlerini öncelerken, psikanalitik psikoterapi kişinin geçmişinde yaşadıklarının günümüzdeki savunma mekanizmalarının kullanımına ve kişilik yapılanmasına olan etkilerini öncelemektedir. Diğer yandan davranışçı terapi ise, kişilerin davranışlarını değiştirerek duygu ve düşüncelerinde değişiklik yaratmayı amaçlamaktadır. Bir psikolog onlarca çeşitli psikoterapi yönelimlerinden birini veya birkaçını benimseyebilir. Psikolog, bilgisi ve yöneliminin getirdiği kuramsal ve yöntemsel anlayış ile, hastanın sorunlarını anlamaya çalışır ve psikoterapi sürecinde hastayla iş birliği kurarak, kişinin problemlerine uzun vadeli çözümler yaratmaya çalışır. Psikiyatristler ise, tıp eğitiminin ardından psikiyatri alanında kendisini geliştirmiş olan hekimlerdir. Psikiyatristlerin temel formasyonu, psikopatolojilerin değerlendirilmesi ve psikofarmakoloji üzerine olup psikologlardan farklı olarak tıp eğitimine ve ilaç yazma yetkisine sahiptirler. Ancak bazı psikiyatristler kendilerini psikoterapi alanında da yetiştirirler ve psikoterapi hizmeti de verebilirler.
Psikoterapinin süresi ve sıklığı, kişinin ihtiyaçlarına, psikopatolojinin seviyesine, hastanın kişisel çabasına, psikoloğun psikoterapi hedeflerine ve yönelimine ve hastanın maddi imkanlarına göre değişebilir. Örneğin, bireysel terapi için geleneksel psikanalistler haftada 3-4 kere görüşmeyi tercih ederken, bilişsel-davranışçı terapi yönelimini destekleyen bir psikolog, haftada 1 görüşmeyi yeterli görebilir. Kişi, psikolojik olarak ağır bir dönemden geçiyorsa psikoterapinin sıklığı arttırılabilir. Benzer şekilde, kişi, psikoterapiye daha az ihtiyacı olduğunu düşünmeye başladığında terapi sıklığını azaltmak isteyebilir. Bu, sürecin ilerleyişinde psikolog ve hastanın birlikte karar vermesi gereken dinamik bir durumdur. Ayrıca kişide psikopatoloji düzeyi de bu seyri etkileyebilecek ciddi bir faktördür. Ağır bir kişilik bozukluğu, örneğin borderline kişilik bozukluğu 5 yıl gibi sürecek bir psikoterapi gerektirebilirken, kişilik bozukluğunun olmadığı bir durumda, bir yas süreci geçirmesi gereken bir kişi için haftada 1 kere görüşmek üzere 3-4 ay sürelik bir tedavi yeterli olabilir.
Her ilacın her hastada aynı etkiyi yapmadığı gibi, danışan-psikolog uyumu da kişiden kişiye değişmektedir. Kişi, öncelikle hangi alanda terapi almak istediğini belirlemelidir. Örneğin aile terapisi mi almak istemektedir, yetişkin psikoterapi mi yoksa çocuk için psikoterapi mi? Doğru psikolog, hastanın hedeflerine, yaşına, cinsiyetine, dini ve sosyal görüşlerine göre değişebilir. Örneğin farklı bir cinsel oryantasyona sahip birisi özellikle hem cinsiyle ya da karşı cinsten bir psikologla daha rahat ilerleyebilir. Aile terapisi almak isteyen birisi için ise çocuk terapisi konusunda özelleşmiş birine gitmek çok doğru bir seçim olmayabilir. Kişi hedefini belirledikten sonra, psikoloğun eğitimiyle ilgili bir değerlendirme yaparak randevu alır. Ancak, doğru terapisti bulup bulamadığını ancak terapide görüşme esnasında karar verebilir. Seçimde en kritik nokta, psikologla konuşurken ve problemini anlatırken kendini rahat hissetmektir. Psikolog Dr. Nancy Mcwilliams, psikolog ile danışanın bu uyumundan ‘’uyumluluk’’ (match) olarak bahsetmektedir. Görüşmenin ardından hafifleyen ve rahatladığını hisseden, hayata daha berrak bakmaya başladığını fark eden kişi doğru uyumu bulmuş demektir ve psikoterapiye devam etmek faydalı olacaktır. Sonuç olarak psikolog da bir insandır ve psikoterapi bir insan ile bir robotun görüşmesi değil, ikisi de farklı birer psişik (psychic) yapılanmaya, farklı kültürel geçmişe sahip iki insanın birbirleriyle uyumlarına bağlı bir süreçtir.
Bireysel psikoterapinin her hasta için farklı hedefleri olabilir. Bu hedefler, kişinin ilişkilerinde söz sahibi olması, duygularını sağlıklı bir şekilde regüle edebilmesi, daha güçlü bir benlik sahibi olabilmesi (ego strength), özgüvenini birçok kaynaktan beslenen gerçekçi ve güçlü bir yapı üzerine kurması olabilir. Aile terapisinde ise hedefler, çiftlerin birbirleriyle olan iletişimlerinin güçlendirilmesi, aile içinde problem çözme kapasitesi geliştirilmesi, cinsel hayatın sağlıklı bir düzene koyulması, aile içi paylaşımın arttırılması olabilir. Bu hedeflere ulaşıldığı takdirde psikoterapi süreci sonlandırılabilir. Ancak, belirli bir sıklıkta psikolog ile irtibatı sürdürmek, koruyucu ruh sağlığı ve koruyucu aile birliği için önem taşımaktadır. Psikoterapinin bitirilmesine psikolog ve danışan birlikte karar vermelidir.
Bir terapinin nasıl gerçekleştiğini inceleyin!
Uyku Yoksunluğu: Psikolojik Sonuçlar ve Çözüm Önerileri Psikolojide Abraham Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi olarak ortaya...
Annenin Çalışmasının Çocuk Üzerindeki Olumlu Bilişsel Etkileri Kadınların iş hayatına katılımıyla birlikte, kadının...
Bir Batı Özentiliği: Uyku Eğitimine Hayır De.Bebek Anneyle Babayla Birlikte Uyur Kültürel anlamda son derece modern olarak g...
Copyright © 2025 Tüm Hakları Saklıdır.